Londra’da yapılan 1908 Olimpiyadları’na katılan jimnastikçi Moulos’un durumuna geçmeden önce, Baron de Coubertin’in Osmanlı İmparatorluğu Türkiyesi ile olan ilişkilerine bakmak gerekir. Türkiye’nin Olimpiyadlar tarihi içindeki yerini saptayan spor yazarları, bu ilişkinin, Selim Sırrı Bey’in kendi ifadelerine dayanarak, Coubertin’in 1907’de İstanbul’a gelmesi ile başladığını ifade ederler. Lozan’daki IOC arşivlerinde yapılan araştırmalarda ise, bu ilişkiyi 1905 tarihine kadar götürür. IOC’nin 9-14 Haziran 1905’de, Brüksel’de yapılan 7.Session’unda, sadece IOC üyeleri değil, üye olmayan ülkelerden de pek çok temsilci çağrışmıştır. Bu arada, Paris’deki Osmanlı Büyükelçiliği’ne bağlı olarak, Brüksel’de Maslahatgüzar olarak ülkeyi temsil eden Mihran Kavafiyan Efendi de, 21 ülkeden davet edilen 200’ü aşkın katılımcı arasında yer almıştır.
Resmi raporlarda “Mihran Efendi Cavaffian” olarak geçen Osmanlı diplomatının, Bab-ı Ali’ye nasıl bir rapor yolladığı bilinmemekle birlikte, Coubertin’in Osmanlılar’la tanışması 1905 yılında başlamıştır denebilir.
Türk Spor tarihi konusunda - - araştırmaları, bilgi, yazdıkları kitap ve makalelerle tanınmış ve spor yazarı kökenli Haluk San ve Cem Atabeyoğlu, Selim Sırrı’nın kitap ve söyleşilerinden alıntı yaparak, Coubertin’in 1907 yazı’nda İstanbul’a geldiğini ve Selim Sırrı’ya IOC üyeliği teklif ettiğini aktarırlar. Coubertin’in bu nazik çağrısına karşılık, Selim Sırrı, ülkedeki baskı havasının böyle bir olanağa imkan veremeyeceğini ve koşullar değiştiğinde de, bu teklifi kabul edebileceğini söyler.
Selim Sırrı, ancak ertesi yıl, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, İstanbul’da Olimpiyad Komitesi’ni kurduğunu hem kendi yazılarında ifade etmiş, konuşmalarında tekrarlamış ve Haluk San’ın da aktardığı gibi Ahmet İhsan, gündelik yayınlanan Servet-i Fünun’un 5 Ekim 1908 tarihli sayısında, Komite’nin Selim Sırrı tarafından kurulduğunu ve başkanlığınu da, Selim Sırrı’nın önerisi ile, kendisinin üstlendiğini yazmıştır.
Coubertin’in 1907’de İstanbul’a gelişi, Selim Sırrı’nın 1908’de Olimpiyad Komitesi’nin kurması ve Galatasaray Lisesi öğrencisi Moulos’un 1908 Londra Olimpiyad Oyunları’nda, jimnastik dalında Türkiye’yi temsil etmesi konularına, bir araştırmacı gözüyle bakıldığında bazı çelişkiler ortaya çıkmaktadır.
Atabeyoğlu, “Kurucumuz Selim Sırrı Tarcan” kitabında, Coubertn’in Selim Sırrı ile olan tanışmasını 20 Temmuz 1907 olarak vermektedir. Haluk San ve Cem Atabeyoğlu, bu tanışmanın, Coubertin’in dostu olan ve Galatasaray Lisesi’nde görevli Fransız öğretmen Juery kanalıyla yapıldığını yazarlar. İşin ilginç tarafı, Lozan’da yaptığımız araştırmalarda, arşiv yetkililerinin Coubertin’in İstanbul ziyareti konusunda hiçbir bilgileri olmadığı ortaya çıkmıştır. Coubertin’in tüm yazışmaları ve temasları konusunda, raflar dolusu belge sahibi olan arşiv yetkilileri, bunun gerçekten imkansız olduğunu ve gerçekse, bilmedikleri bi hususu öğrendiklerini ifade etmişlerdir.
Coubertin’in o tarihlerde Türkiye’de bulunup bulunmadığını saptamak için, İstanbul’da bir araştırma yapılabilir. Couvertin’in dostu olduğu yazılan, Galatasaray Lisesi öğretim üyelerinden Fransız uyruklu Juery’in okula bıraktığı bazı belgeler bu olaya açıklık getirebilir.
Coubertin’in tren veya gemi ile geldiği düşünülürse, Sirkeci veya Karaköy olması gereken Pasaport noktalarının kayıtları incelenebilir. Belki de, eğer bir koleksiyoncunun elinde ise, o yıllara ait Tokatlıyan Oteli’nin otelde kalanları gösteren kayıt defterine bakılabilir. Eğer, böyle bir belge bulunabilirse, Coubertin’in İstanbul’a gelmediğini ısrarla iddia eden Lozan’dali IOC Arşiv yetkililerine de, bilmedikleri bir gerçek anlatılabilir.
Diğer taraftan, “Devlet Politikası ve Toplumsal Yapıyla İlişkileri Açısından SPOR YÖNETİMİ” adlı doktora çalışmasında, Doç. Dr. Kurthan Fişek, yaptığı tüm araştırmalara rağmen, 1908 yılında, Selim Sırrı ve arkadaşları tarafından “Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti” adı ile bir derneğin kuruluş kayıtlarına rastlanmadığını yazar. Buna rağmen, Osmanlı tarihi konusundaki bilgisiyle tanınmış Hürriyet Gazetesi yazası ve tarih uzmanı Murat Bardakçı, “Hürriyet’in İlanı” ile bir dernek açma salgını yaşandığını ve Selim Sırrı bu konuda bir başvuruda bulunup, izin almışsa, buna ait belgelerin mutlaka bir yerlerde olması gerektiğini söylemektedir.
Aslında, İstanbul’daki o zamanki adı ile Tatavla Heraklis diye bilinen Kurtuluş Gençlik Kulübü sporcularından Aleko Moulos’un 1908 Londra Olimpiyadları’na gitmesi ve yarışması konusu da, meraklı bir araştırmacı için çok ilginç bazı gerçekleri ortaya çıkarabilir. Türk Spor Tarihi üzerinde çok bilgili olanların, belki de Selm Sırrı’dan naklederek, anlattıklarına göre, Aleko Moulos, Galatasaray Lisesi öğretmeni Juery tarafından, Coubertin’i İstanbul’da gezdirmesi için tanıştırılan bir genç sporcudur. Coubertin’in nakledilenlere göre, Selim Sırrı’nın IOC üyesi olmasının imkansız olduğunu anlayınca, ülkede bir Milli Olimpiyad Komitesi olmamasına rağmen, Moulos’un Londrada yarışması için kendi ağırlığını kullanmıştır.
Moulos’un Londra’daki yarışmalara katıldığı, resmi raporda olmasına rağmen, Dr. Mallon, Moulos’un katıldığını gösteren bir belge göremediğinden, “Türkiye” adına yarıştığına inanılan bu genci, yarışmış olarak kabul etmemektedir. Buna rağmen, resmi rapor’a dayanarak, Moulos’un yarıştığını kabul etsek dahi, aldığı derece konusunda elde hiçbir bilgi yoktur.
Türkiye’nin, Uluslar arası Olimpiyad Komitesi (IOC) ile olan ilişkileri ve Olimpiyadlar’a katılımı, 1908’den sonra daha düzenli bir hale gelmiştir denebilir. Selim Sırrı ilk kez olarak ve IOC’nin Türkiye temsilcisi niteliği ile 1909’da Berlin’de yapılan IOC Kongresi’ne katılmış ve bir bakıma, ülkede organize bir spor aktivitesi olmadığından, diğer taraftan da, elde para bulunmadığından olacak, biri İstanbul’daki bir atletizm kulübü tarafından finanse edilen, diğeri de kendi parası ile yarışmalara katılan iki Türk sporcusunu 1912 Stokholm Olimpiyadları’na götürmüş ve Vahram Papazyan ve Mıgırdıç Mıgıryan adlı bu atletler Stokholm’de yarışmışlarıdır. Haluk San kitabında, Papazyan’ın mektubuna dayanarak iki atletin yarışmalarını anlatır.
Aslında, Lozan’da yapılan araştırmalar sonunda, Papazyan’ın 800 metre seçmelerinde de katıldığı ve Mıgıryan’ın ise diğer yarışmalarda yer aldığı saptanmıştır. Burada dikkati çeken önemli bir unsur, ülkede resmi bir kuruluş olarak ancak 1922’de faaliyete geçecek Atletizm Federasyonu dahi kurulmadan, bu iki gencin uluslar arası yarışmalarda elde ettikleri derecelerin, resmi olmayan ilk Türkiye Rekorları olarak tesis edilmeleridir. Stocholm’de, ferdi yarışmalarda, kronometre ile ölçülen koşuların seçmelerinde sadece birincinin derecesi tutulmuş olduğundan Papazyan’ın 800 metredeki derecesinin ne olduğu bilinmemektedir.
Atma ve atlamalarda metre ve koşularda kronometreye göre verilen puanlarla değerlendirilern Pentatlon ve Dekatlon yarışmalarında, birinci olarak yer almamasına rağmen, Mıgıryan’ın 100 ve 200 metreler, atma ve atlamalardaki dereceleri, resmi kayıtlara geçmiştir. Türkiye’yi temsil eden bu genç atletlerin katıldıkları yarışmalar aşağıda gösterilmiştir.
Papazyan.
6 Temmuz’da katıldığı 800 metre seçmelerinde 8. ve sonuncu olmuş, 8 Temmuzda’ki 1.500 metre seçmelerinde ise, yarışmayı terketmiş.
Mıgıryan.
7 Temmuz’da - - sırasıyla uzun atlama, mızrak atma, 200 metre, sik atma ve 1.500 metre yarışmalarından oluşan Pentatlon branşında 5.59 metre uzun atlamış, mızrağı 36.87 metreye atmış ve 200 metrede 26.4 koşmuş, fakat son iki yarışmaya katılmamış.
Mıgırlıyan bununla da yetinmemiş, 10 Temmuz’da yapılan gülle atma yarışmasında 10.63 metre ile, katılan 22 atlet arasında 19. olarak yerini almış, ertesi gün yapılan sağ ve sol elle gülle atma yarışmasında da, sağ eli ile 10.85 metre ve soluyla da 8.93 metre atarak, finalde, toplam 19.78 metre ile Olimpiyad 7. si olmuş bir atlettir. Ertesi gün yapılan disk atma yarışmalarına da katılan Mıgıryan, 40 atlet arasında 32.98 metre atarak, 34. olabilmiş.
O yıllarda, bir atletin ferden katılacağı atletizm branşlarının sayısı kısıtlanmadığından, 13-15 Temmuz günleri yapılan dekatlon yarışmalarına da katılan Mıgırlıyan, ilk gün programda yer alan üç yarışmaya katılmış ve sırasıyla 100 metreyi 13.3’de koşmuş, 5.43 metre uzun atlamış, gülleyi de 11.05 metreye ulaştırmış ve geri kalan yeri yarışmaya katılmamış.
Stokholm’deki Türkiye Büyükelçisinin eşinin kendi elleriyle diktiği Ay Yıldızlı fanila ile yarışan bu iki genç, Olimpiyadlar’da katıldıkları yarışmaların sayısı ve çeşitliliği nedeniyle de, kimsenin yenileyemeyeceği bir rekor kırmışlardır.
Kaynak: Cüneyt E. Koryürek / Olimpiyadlar
